ELMALI TART


elmali tart 1

elmali tart 2

 
 
 
 
 

elmali tart 3 ELMALI HARÇ:

-3 ELMA
-YARIM SU B. ŞEKER
-1YK TARÇIN
-YARIM BARDAK KURU ÜZÜM.
(TAVADA KAVRULAN HARCI SOĞUMAYA BIRAKALIM)
HAMURU:
1 BÜYÜK KASE TYAĞ
2 YUMURTA
1.5 SU BARDAĞI PUDRAŞEKERİ
ALDIĞI KADAR UNelmali tart 4

kayan resim kodlari marquee


Kategori: Foto_Efekt_Kodlari


Kayan Resim Kodlari MarqueeKayan Resim Kodlari MarqueeKayan Resim Kodlari Marquee

Kayan Resim Kodlari Marquee

Kayan Resim Kodlari Marquee Kayan Resim Kodlari Marquee Kayan Resim Kodlari Marquee

Kayan Resim Kodlari Marquee

su gibi 26 nisan 2010 izle


Su Gibi 26 Nisan 2010 izle su gibi 26 nisan 2010 izle
Su Gibi 26 Nisan 2010 Pazartesi izle, Su Gibi izle, Su Gibi bugünkü bölümünü izle, Su Gibi songül karlı uğur aslan izle, su gibi son bölümünü izle, Su Gibi songül karlı uğur aslan izle Su Gibi full izle, Su Gibi 26 Nisan 2010 Pazartesi seyret, Su Gibi 26 Nisan 2010 Pazartesi bölümü izle, Su Gibi programı FOX Tv izle, Su Gibi full hd tekrarını seyret. Su Gibi 26 Nisan 2010 Pazartesi günü de FOX Tv ekranlarında yeni bölümüyle sizlerle olacaktır. Su Gibi heyecan dolu yeni bölümüyle 26 Nisan 2010 Pazartesi günü de fox ekranlarında sizlerle. Songül karlı ve uğur aslanın sunduğu su gibi 26 Nisan 2010 Pazartesi günü de sizlerle buluşacak. 26 Nisan 2010 Pazartesi Su Gibi son bölümünü izleyin. Su Gibi 26 Nisan 2010 Pazartesi günü saat 12:30’da FOX Tv de. 25/04/10 tarihli Su Gibi izle.

anadoluhaber tuncay ozkan suikast raporu 93 96


Suikast Raporu 93/96 Uğur Mumcu Cinayeti Soruşturması Sorgulanıyor
Tuncay Özkan
Suikast Raporu 93/96 Uğur Mumcu Cinayeti Soruşturması Sorgulanıyor
FANTAZİ
ÖLDÜRÜLÜRSÜNÜZ
Komutan gazetecinin gözlerinin içine bakarak sözlerini sürdürür.
-Oraya gidemezsiniz. Giderseniz geri dönemezsiniz. Dönerseniz o ropörtajı yayınlayamazsınız. Yayınlarsanız dava açılır, mahkeme mahkeme süründürürüz. Hatta o ropörtajı yaparsanız öldürülürsünüz, oradan sizi kurtaramayız…
Gazetecinin kulaklarında “öldürülürsünüz” sözcüğü yankılanır. Bir insanın yaşamını sona erdirecek sözcük, bu kadar kolayca hem de devletin resmi üniformasını taşıyan komutan tarafından çok rahat bir biçimde telaffuz edilebilmekktedir:
-Öldürülürsünüz!
Gazeteci, daha bu sözcüğün şaşkınlığını üzerinden atamadan, ikinci kez şok olur.
-İşte burada tüm yaptığınız telefon konuşmaları. Kiminle nasıl temas ettiğiniz, bütün görüşmeleriniz.
Komutan iki lacivert kaplı klasörü gazetecinin önüne atar. Gazetecinin şaşkınlığı bir kat daha artmıştır.
-Siz bizim telefon konuşmalarımızı dinlemekle anayasal bir suç işliyorsunuz
diyerek tepki gösterir ve devam eder:
-Benim burada yapmak istediğim gizli kalmış bir konuyu ortaya çıkarmak, en azından APO – MİT ilişkisiyle ilgili iddiaları tarafsız bir basın mensubu olarak ortaya çıkarmaktır.
Ama nafile! Karar kesindir. PKK lideri Abdullan Öcaalan ile ropörtaj yasaktır .
Gazeteci- yazar Uğur Mumcu’nun sonun başlangıcına çıkış noktası, bu kez de bir başka gazetecinin önünde engeldir.
Sanki devletin gizli kalması istenen bir sırrı vardır. Ve bu sırra uzanmak yasaktır. Uzanan kalemler ise kırılacaktır.
R Ü Y A
Gecenin ürpertici sessizliğinde ter içinde uyandı. Halen kulaklarında o korkunç patlama. Terini eliyle silerken, eşinin uyandığını fark etti.
“Ne oldu Uğur?” sorusu uzerine, halen kulaklarındakı korkunç yankılanma ile anlatmaya başladı:
-Bir rüya gördüm Güldal. Korkunç bir patlama oluyor. Bu patlama sonrasında bedenim ikiye ayrılıyor ve gövdem yukarıya doğru yükseliyor.”
Güldal Mumcu ürktü. Ama bunu hiç belli etmedi.
-Kabus görmüşsün, son dönemde çok yoğunlaştın onun etkisiyledir” dedi.
Mevsim yazdan güze dönüşüyordu. Sarı sarı yapraklar Ankara sokaklarının yeni dekorunu oluştururken, araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu, 3 ay sonra yaşamını noktalayacak suikasti rüyasında görüyordu.
Ertesi sabah kalktı, yine çalıştı, yine araştırdı, yine yazdı. Ta ki 24 Ocak 1993 günü saat 13.25’e kadar.
Son çalışması Ortadoğu’da sergilenen yeni senaryolar, “CIA ve Pentagon tarafından uygulanan “Gizli Diplomasi”, (31.7.1992 Gözlem: Karanlığa Doğru) yani 1970’li yıllardan bu yana oynanan Kürt satrancıydı. Tabii bu oyunun perde arkasındaki güçler ve oyunun başrol oyuncularından “TC burslu” Abdullah Öcalan…
Öcalan kimdi? Nerede yetişmişti? Ankara’ya nasıl gelmişti? Ne tür güç odakları ile işbirliği yapmıştı ve halen yapıyor muydu?
24 Ocak günü Türkiye’nin kalbinde patlayan bomba ile yaşama gözlerini yuman Mumcu bu soruların yanıtlarını arıyordu. Araştırıyor, araştırdıkça yeni belgelere, bilgilere ulaşıyor ve dönemin Ankara DGM Başsavcısı Nusret Demiral’in deyimiyle, “bilerek ya da bilmeyerek birilerinin nasırına basıyordu”. (25 Mart 1993 – Cumhuriyet)
Neydi Mumcu’nun son araştırdığı olay? Kimin ya da kimlerin nasırlarına basmıştı ki bu güçler, bu yiğit kalemi kırmışlardı? Neyin ortaya çıkmasından bu kadar ürkmüşlerdi? Ve neden yıllar sonra bu olayı araştırmaya, bu konuda olayın bir tarafının görüşlerini almaya yönelik çaba “öldürülürsünüz” tehdidiyle bastırılabilmişti?
Mumcu’nun son çalışmaları sadece APO’nun MİT bağlantısı üzerine değildi. Bazı ünlü siyasilerin ve bürokratların karanlık ilişkileri, bunların devletin bazı yöneticileriyle ve yeraltı dünyasıyla geliştirdikleri kirli para oyunlrı; özellikle uyuşturucu bağlantısında PKK dahil bütün bu çevrelerin birbirleriyle kurdukları yurtiçi ve dışı karanlık ortaklıklar Mumcu’nun üzerinde durduğu noktalardı.
APO geçmişte MİT için çalışmış mıydı? Mumcu yaptığı ilk araştırmalar sonucunda bunu doğrulayan bilgiler elde etmişti. Ve bunun belgelerine ulaşmak amacıyla yoğun bir araştırma temposu içine girmişti. Bunun için de 12 Mart döneminde APO’yu yargılayan askeri mahkemenin savcısı DYP eski Milletvekili Baki Tuğ’a başvurmuştu. 4. Kolordu Askeri Mahkeme kayıtlarında ortaya çıkmayan belge, belki de Tuğ’un arşivinden çıkacaktı.
Mumcu son döneminde bunu araştırırken, yaşamında da ilk defa öldürülme korkusunu hissediyordu. O dönemde köşesinden sıkça atıştığı Özgür Gündem gazetesinin sahibi ve başyazarı Yaşar Kaya’nın “Uğur Mumcu Dosyası” başlıklı yazısındaki satırlar Mumcu’nun yaşamında ilk kez, “Bunlar beni galiba öldürecekler” sözlerine yol açıyordu. Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya bu sözleri sarf etmesine yol açan satırlar işe şöyleydi:
“Kürtler, Seyit Abdülkadir, hangi İngiliz’den hangi silahı, hangi parayı aldı? Mumcu’ya bunları sorduğumda çay içilen salondan kaçtı. Kürtler, Cumhuriyet’in kurulmasında temel taş oldular. 1925’lerden sonra Kürtler inkar edildi. Bu konuda Mumcu’nun Kürtler için istediği bir şey var mı? Herkes maskesini çıkarsın, yoksa yüzlerindeki maskeyi biz yırtacağız. Biz yırtmasak bile, Kürt halkının dinamiği yırtacak. Herkesin notu, karnesi belli olmuştur. Kürt düşmanlığı yapmamak bile namus borcudur.” (Gündem Yazıları – Yaşar Kaya)
Mumcu’yu bunların hiçbiri ürkütmedi. Ortadoğu’da sergilenen ve Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren senaryonun, Kürt satrancının taşlarını belgeledi. CIA ve MOSSAD’ın bu oyundaki rollerini ölümünden 17 gün önce Cumhuriyet’teki köşesinde sergilerken, şu soruyu da yöneltiyordu:
“Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında? Yoksa CIA ve MOSSAD, anti-emperyalist savaş yapıyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?” (7 Ocak 1993 – Cumhuriyet)
Mumcu bu yazısından kısa bir süre sonra 13 Ocak günü İsrail’in Ankara Büyükelçisi tarafından yemeğe davet edilir. “Özellikle yalnız gelmesi” de not olarak vurgulanan davette neler konuşulduğu bilinmez, ancak Mumcu’nun ölümünden birkaç gün sonra büyükelçi daveti kendinin yaptığını basına doğrularken, görüşmenin içeriği konusunda ise şunları söyler:
“Rabıta kitabını almıştım. Genel çerçevesini anladım, ama Türkçem yetmediği için hepsini anlayamadım. Özel bir amacım yoktu, sadece tanışmak içindi.”
Mumcu’nun sonun başlangıcına yaklaştığı bu günlerde bu tür ilginç raslantılar çoğalır. Bir dönem Tuzla Yedeksubay Okulu’ndan, “sakıncalı” olduğu için mezun olamadan er olarak askerliğini yapan Mumcu, 13 Ocak 1993’de Harp Akademileri Komutanlığı’nda “Türk Basını ve Sorunları” başlıklı bir konferans verir.
Yaklaşık 500 kurmay subay tarafından ayakta alkışlanan Mumcu bu konferansta suikastten 23 ay sonra soruşturma makamları yerine, gazetecilerin ortaya çıkardığı şu ilginç tehdidi de konuşması sırasında şöyle dile getirir:
“Ben hayatımda tehdit almadığım günü yadırgıyorum. Telefonla, yazılı ve sözlü. Telgrafla hiç tehdit duydunuz mu? Geçenlerde Hasan Mezarcı diye bir milletvekili ile televizyonda tartışmaya çıktık. Telgraf geliyor. ‘Yakında öldürüleceksiniz’ diye. Mektubu anlıyorum, telefonu da anlıyorum. Bunlar da terör örgütü.” (Belge – 1: Uğur Mumcu’nun Harp Akademileri Komutanlığı’ndaki konferans metni)
Mumcu’nun sözlerinin de ortaya koyduğu gerçek, “nasıl olurda bir insan telgrafla tehdit” edilebilirdi? Böyle bir telgrafı hangi PTT görevlisi kabul edebilirdi? Kimler devlet içinde hangi odaklarla işbirliği içindeydiler ki, bir devlet görevlisi bu telgrafı çekebilmişti? İslami Hareket Örgütü militanlarının PTT görevlilerini nasıl elde ettiklerine ilişkin ifadeleri belki de bu sorunun yanıtını oluşturuyordu. Örgüt militanlarından Mehmet Ali Bilici ifadesinde, İran’ın istihbarat çalışmaları için Türkiye’deki bir posta memurunun kendilerine kazandırılmasını istediğini, bunun için de 80 bin dolar ödediklerini itiraf ediyordu.
(Belge – 2: Mehmet Ali Binici’nin ifadesi)
Bir dönemin “Sakıncalı Piyadesini”, Harp Akademileri Komutanlığı’ndaki konuşması sonrasında yaklaşık 15 dakika ayakta alkışlanmak oldukça şaşırtmıştır! Mumcu bu şaşkınlığını Ankara’ya döndükten sonra yıllarca avukatlığını da yapan yakın dostu Emin Değer’e, “Düşünebiliyor musun Emin ağabey, bir dönemin Sakıncalı Piyadesi, şimdi ayakta alkışlanıyor” şeklinde dile getirir.
21 Ocak’ta İstanbul’da gazetenin toplantısına katılan Mumcu aynı akşam Ankara’ya döner. 22 Ocak Cuma günü okullarin yarıyıl tatili başlar. Çocuklarının karne başarılarını kutlamak için Pizza Villa’da ailecek yemek yenir ve bir daha binemeyeceği 06 YR 245 plakalı Renault 12 marka arabayla pek de geç olmayan bir saatte eve dönülür.
Dönüşte Mumcu’ların da arabasında gelişlerinde olmayan bir aksilik vardır. Araba sürekli olarak sola çekmektedir. Mumcu Reşit Galip Caddesi üzerinde arabayı durdurur ve lastikleri kontrol eder. “Kimbilir belki de lastiklerden biri patlamıştır!”. Ama o an neden bulunamamıştır. Belki sorun aracın artık eskiyen ön aksamından kaynaklanmıştır. Belki de bomba o an bile aracın üzerindedir ve soruna o yol açmıştır. Ama bu soruların yanıtları incelemeler sonucunda ne yazıkki ortaya çıkartılamamıştır.
O gece için kesin olan şem Uğur Mumcu’nun arabasına son kez bindiğidir.
Evin önünde her zaman park yeri bulunurken, yine bir tesadüf sonucu yer kalmamıştır. Karlı Sokak 65 nolu apatmanın hemen çaprazındaki Tunus Büyükelçiliği’nin önündeki nöbetçi polis kulübesinden görülebilecek noktalarda park yeri yoktur. Mumcu arabasını mecburen polis noktasından net olarak görülemeyen 63 nolu apartmanın karşısına park eder.Ta ki, 24 Ocak günü öğleden sonra, Türkiye’nin üzerine Karlı sokaktan yuvarlanarak düşen çığa kadar arabaya da kimse binmez.
ACI HABER
Bir büyük patlama oldu 24 Ocak pazar günü Karlı sokakta. Bir çığ gibi büyüdü ve tüm Türkiye’yi sardı. “Ben suikastten değil, Türkiye’deki karayollarından daha çok korkuyorum. Trafik kazalarında hergün onlarca kişi ölüyor” diyen kalemi kırdılar 24 Ocak’ta.
İbni Sina Hastanesi’nde tedavi gören Prof.Dr. Kazım Türker’i ziyaret etmek için evinden çıkan Uğur Mumcu, arabasına yerleştirilen bomba ile yaşama gözlerini yumdu.
Mumcu eşi Güldal Mumcu’dan birkaç dakika erken çıkarak arabasına yöneldi. Kimilerine göre arabasına oturup, vitesi boşa aldıktan, kimilerine göre ise, arabanın kapısını açtığı anda gerçekleşen patlama sonrasında hayata veda etti. Yaklaşık 2- 2,5 kilogram ağırlığındaki C-4 tipi plastik patlayıcı onu bir daha hiç ölmeyeceği halkının yüreğindeki yerine götürdü.
İki gündür Karlı sokak 63 nolu apartmanın karşısında bekleyen 06 YR 245 plakalı oto patlamanın etkisiyle dağılıp tanınmayacak hale gelirken, tahrip gücü yüksek bombanın etkisiyle Mumcu’nun bedeni de 3-3,5 metre havaya fırlayarak, yan taraftaki su deposunun bahçesine düştü.
Mumcu’nun o gün evden dışarı çıkacağını kimler biliyordu? Eşi ve diğer aile bireyleri ile Güldal Mumcu’nun iddiasına göre yan apartmandaki komşu Ömer Çiftçi.
Bir anlatıma göre, Mumcu o gün çalışma odasındayken, yan apartmanda oturan Çiftçi, Mumcu’nun cama yaklaştığını görünce penceresini açar. “Merhabalaştıktan” sonra, Mumcu’nun evden çıkıp çıkmayacağını sorar. “Öğle saatlerinde bir hasta ziyareti icin çıkacağım” yanıtını veren Mumcu’nun da bu “garip merak” aklını kurcalar.
Olayın gelişimini Güldal Mumcu’nun TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’na verdiği bilgilerden okuyalım:
“….Odasının camını havalandırmak için açıp, (oturma odamız bizim evimiz çalışma odası evin içinden geçilir) geldi oturma odasına, bana dedi ki ‘camı açtığım zaman Ömer Çiftçi bana (yandaki apartmanda, o gün gelmiş olan Ömer Çiftçi, İstanbul’da oturur kendisi ve arada sırada Ankara’ya gelir, ailesi Ankara’dadır) dışarı çıkıp çıkmayacağımı ‘ sordu dedi. ‘Evet’ dedim. ‘Sen ne söyledin?’ dedim. ‘Çıkacağımı söyledim’ dedi. ‘Peki ne var, niye bu kadar şey’ dedi. ‘Sence tuhaf değil mi?’ diye sordu. ‘Neden Ömer Çiftçi benim dışarı çıkıp çıkmayacağım ile ilgileniyor?’ dedi. Şimdi ben kısaca hızla, ‘Ömer Çiftçi neden ilgilenir, kim, yani bağlantı kurmaya çalışıyorum’, “Bana çok tuhaf geldi, sen ne diyorsun?”dedi. Ben de dedim ki, bağlantı kurabileceğim hiç o ana kadar olumsuz bir bilgi birikimimiz yok ikimizin de Ömer Çiftçi hakkında. ‘Olsa, olsa zevzekliğindendir’ dedim. Şöyle oturma odasında bir tur attıktan sonra ‘çok tuhaf’ dedi.” (İfade bozuklukları, konuşmaların olduğu gibi metne yansıtılmasından kaynaklanıyor)
Ömer Çiftçi’ye göre ise, Uğur Mumcu ile aralarında böyle bir konuşma kesinlikle geçmemiştir. Şimdi Çiftçi’nin bu konudaki görüşlerini, TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’nda RP Bingöl Milletvekili Hüsamettin Korkutata’nın, “Herhangi bir konuşma olmadı mı?” şeklindeki sorusuna verdiği yanıttan okuyoruz:
“Hayır. Bizim yatak odası tarafında balkon yok. Uğur beyin tarafında balkon var. Fakat demirler, korumak için demirlerle kaplı. Yani asgari 3 – 5 dakika uğraşması lazım Uğur beyin balkona çıkabilmesi için. Ayrıca Uğur bey o tarafı hemen hemen yaşamında hiç kullanmamıştır. Uğur beyle de ben konuşmadım. Ayrıca görseydim de konuşurdum, yani görseydim ‘günaydın’ derdim, ‘nasılsınız’ derdim, ‘ne var, ne yok’ derdim. Yani o anda aklıma ne gelirse onu da söylerdim.” (İfade bozukluklları, konuşmaların olduğu gibi metne yansıtılmasından kaynaklanıyor)
Mumcu sonun başlangıcına doğru saatler 13:20’yi gösterirken çıktı. Yan apartmanın önünde arabasını yıkamakta olan İbrahim Öncül’le (Milli Savunma Bakanlığı’nda elektrik mühendisi olarak görev yapıyor) “merhabalaştı” ve arabasına doğru yöneldi.
Ve yüzbinleri sokağa döken olay saat tam 13:25’de yaşandı.
İbrahim bey (Öncül) arabanın kapısının kapandığına dair herhangi bir ses duymadığını söylüyordu. Öncül, 24 Ocak 1993 günü alınan ifadesinde, “…..ancak büyük bir yanılgım yok ise, Uğur beyin binadan çıktığını ve arabaya bindiğini görmeme rağmen, çok yakında mesafede bulunduğum halde, ne kapı sesi ne de bir motor sesi duydum. arabası ile benim aramda 6 – 7 metrelik bir mesafe vardı……” diyordu. (Belge – 3: İbrahim Öncül’ün ifade tutanağı)
Eşi Güldal Mumcu da arabanın içine girmediği inancında. Güldal Mumcu eşinin uzaktan kumandalı, seri bağlanmış bir patlayıcı ile öldürüldüğünü düşünüyor. Güldal Mumcu, peşpeşe üç ayrı patlama sesi duyduğuna da emin. Ancak emniyetin bulguları ise, bu ses ve görgü tanıklığının tam tersi. Mumcu arabasina bindi ve birinci viteste bıraktığı arabasını boşa aldığında vites koluna bağlanan ve birkaç santim geriye kayması sonrasında patlayıcının harekete geçmesi ile hayatını kaybetti.
Patlama haberini Cumhuriyet Gazetesi’ni arayan komşusu bildirdi. Birkaç dakikalık korkunç boşluğun ardından, hüzünlü bir şaşkınlık kapladı Cumhuriyet Ankara Bürosu’nu,
– Uğur ağabeyi öldürmüşler…
sözleri yankılandı. Sanki bir kabustu yaşanan. Kimse inanmıyor, kimse inanmak istemiyordu.
Birkaç dakika sonra İstanbul’daki merkeze gelen telefon ikinci bomba olarak gazetenin ortasına düştü.
-Uğur Mumcu, İslami Kurtuluş Örgütü adına cezalandırılmıştır.
Ve yurdun dört bir yanında binlerce, onbinlerce, yüzbinlerce el ahizelere uzandı. Radyolar, televizyonlar yayınlarını keserek haberi duyurmaya başladılar. Uluslararası haber ajansları suikast haberini “acil” koduyla ‘çınlatarak’ geçtiler:
-Uğur Mumcu öldürüldü…
Olaydan 2,5 saat sonra Anadolu Ajansı’nın İstanbul Bölge Müdürlüğü’nü arayan bir başka şahıs ise, cinayeti İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi (İBDA – C) adına üstlenirken, karanlık eller tekrar Cumhuriyet Gazetesi’nin İstanbul’daki merkezini arayarak, “İslami Cihad” adını kullanıyorlardı. HBB televizyonu ise, suikasti PKK’nın üstlendiğini duyuruyordu.
Evet, saat tam 13.25’de patlayan bomba, “…Ben özgürlükçüyüm. Ben, insan hakları savunucusuyum. Ben, terörün karşısındayım. Ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım…” diyen kalemi susturdu bir anda!..
Mumcu arabasını son olarak 22 Ocak akşamı kullanmıştı. Pizza Villa’da yenilen yemekten sonra eve dönerken, araba sola çekiyordu. Ne Mumcu, ne de eşi buna bir anlam veremedi. Mumcu, 24 Ocak sabahı bir konser programını izlemek üzere evden daha erken saatte çıkan oğlu Özgür Mumcu’ya 2 gün önceki olayı düşünerek lastiklere bakmasını istedi. Özgür evden çıktıktan sonra arabanın dört lastiğini de ayrı ayrı tekmeledi. Acaba tekerlekler inik ya da herhangi biri patlamış da, araba o yüzden mi sola çekiyordu? Lastikler normaldi, Özgür de kosere gitti. Ama belki de bomba önceden arabaya yerleştirilmiş, tekmeleme sırasında harekete geçmemiş ya da Mumcu’nun tek başına arabaya gelmesi beklenerek, uzaktan kumanda ile harekete geçirilmişti!.. Bu sorular da Mumcu suikastinin yanıt bekleyenleri arasındaki yerini aldı.
BOMBA RAPORU
Suikast sonra Ankara Emniyeti hızlı çalıştı. Bir yandan süpürgülerle deliller toplanırken, “bomba” gibi bir Ekspertiz Raporu hazırlandı. “Mumcu’nun araç içinde, oturmuş vaziyetteyken, kontak anahtarını takmadan önce patlamanın meydana geldiğini” saptayan Bomba Uzmanları, “teröristlerin de Uğur Mumcu’nun aracının marka ve modelini önceden tespit edip, benzer bir araçta bombayı nerede koyacakları ve misina bağlantısını nereye yapacakları konusunda inceleme ve pratik yaptıklarını ve bombayı da 30 – 45 saniye içinde aracın altına yerleştirdiklerini” belirlediler.
29 Ocak 1993 tarihli Ankara Emniyet Müdürlüğü Kriminal Polis Labratuvarı Daire Başkanı Muhittin Kaya imzası ile hazırlanan 33 sayfalık “gizli” raporda olayın meydana geliş biçimi de şöyle anlatılıyordu:
“Töreristler tarafından bütün bağlantıları hazırlanmış el yapısı ateşleme sistemine sahip bombaya misina veya iplik bağlayarak hazır hale getirilmiş bombanın; arabaya montajı sırasında zaman kaybını önlemek için yüksek güçlü hoparlörlerde kullanılan mıknatıs irtibatlandırılarak dışardan araba alt seviyesinden ufki olarak bakıldığında görülmeyecek şekilde alttaki iki şasenin arasındaki boşluğa yerleştirilmiş ve misina veya ipliğin diğer ucu vites kolu levyesine bağlanmıştır.
Uğur Mumcu aracın alt kısmına yukarıda belirtilen şekilde bakmış olsa bile bombayı görememiş, kapılı açıp araca oturmuş ve kapıyı kapatmıştır. Kontak anahtarı muhtemelen sağ elinde olup, arabayı çalıştırma hazırlığındadır. Bu nedenle anahtarı kontak kilidine takmadan 1. vitesteki arabanın vites kolunu boşa almak için geri çekmiştir. Bu işlem esnasında vites kolu levyesine bağlı olan misina 2- 2,5 santim civarında öne doğru hareket ederek, el yapısı ateşleme sistemine sahip bubi tuzaklı bombanın patlamasını sağlanmıştır.”
Hazırlanan Bomba Raporu’na göre, Mumcu’nun yaşamını yitirmesine yol açan patlayıcı içinde RDX (Cyclotrimethylenetrinitramin) ihtiva eden C- 4’tü. C – 4’ün nereden temin edildiğine de kuşku yoktu; Çekoslavak malıydı.
Devletin resmi yetkililerine göre, Soğuk Savaş sonrasında , eskiden komünist rejimle yönetilen ülkeler; ‘birçok konuda olduğu gibi, patlayıcılar konusunda da kontrolü kaybetmişler ve C- 4 gibi plastik patlayıcılar bonibon şekerleri gibi’ piyasada satılmaya başlanmıştı!..
Ancak resmi yetkililerin hazırlanan Bomba Raporu’nu incelemek akıllarının ucundan bile geçmemişti. Raporun 2 nolu ekinde “Birleşiminde patlayıcı madde olarak yalnızca RDX bulunan patlayıcılar” sıralanmış ve C – 4 plastik patlayıcının ABD malı olduğu yazılmıştı. Çekoslavak malı plastik patlaycının adı ise, Hexastit 95/ 5’di. (Belge – 4: Ekspertiz Raporu)
ABD ordu yapımı ve Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde bulunan C- 4 plastik patlayıcı; demir, çelik, köprü ve bina tahribinde kullanılıyordu. Uzmanlara göre ise C- 4 ‘ün özellikleri şöyleydi:
“C- 4 tipi patlayıcı yağlı ekmek hamuru kıvamında bulunuyor. Elle istenilen şekil verilebilen bu patlayıcı, acı badem yağı gibi kokuyor. İstenilen yere yapışma özelliğine sahip patlayıcı kirli sarı renkte ve yapıştığı yüzeyin şeklini alabilen bir özelliğe sahip. Sudan ve ısıdan etkilenmeyen, darbelere karşı dayanıklı olan patlayıcı, ateşleme düzeni ile harekete geçiyor. İnfilak oranı TNT’ye oranla 1.6 saniye süratli olan C- 4’ün patlama şiddeti ise 4 bin 800 metre/saniye. Patlayıcı, elektrikli fünye, ateşleme kapsülü, uzaktan kumanda aleti, basınçtan kurtulma fünyesi ve basınç fünyesi (bubi tuzağı) ile harekete geçebiliyor.”
Mumcu, “hangi ülke malı olduğu” resmi raporlarda yer almasına karşın, devlet yetkililerinin okuma zahmetine bile katlanmadan “cinayetin aydınlatılması konusunda onur sözü verdikleri” dönemde susturuldu. Ama bu “susturuluş”, yüzbinlerin haykırışına dönüşüverdi.
KANLI SOKAK – KARLI SOKAK
Mumcu’ya düzenlenen ve yaşamını yitirmesine yol açan suikast tüm Türkiye’yi bir anda ayağa kaldırdı. Sevenleri, okurları akın akın Karlı Sokağı doldururken, emniyet mensupları da suikaste ilişkin delilleri o an için yapabilicekleri en iyi toplama yöntemini kullanarak çalı süpürgeleriyle süpürerek toplamayı tercih ettiler. Çünkü dellier ayaklar altından kurtarılamıyordu. Olay sonrası Karlı sokağa başsağlığına giden devlet büyükleri de kordona alınmış olay yerinde, sanki bir park yerindeymişcesine dolaştılar. Deliller birkaç saat içinde toplandıktan sonra patlamanın etkisiyle Karlı sokakta oluşan çukur karanfillerle doldu. Anısına saygı duruşunda bulunan sevenleri bir hafta boyunca geceli- gündüzlü nöbet beklediler. Tabii Mumcu’nun ölümünden önce gerekli önlemleri almayan emniyet mensupları ile birlikte.
Mumcu’nun evinin 20 metre ötesinde Tunus Büyükelçiliği vardı. Elçiliğin hemen önünde de polis noktası. Ancak Mumcu’nun arabasına patlayıcı yerleştirilirken ve bir gece önce Karlı Sokaktaki olay mahallinde 3 ayrı araç farları açık olarak beklerken de görevli polis memuru hiçbir şey fark etmemişti.
Olaydan hemen sonra Karlı sokağa gelen Ankara Valisi Erdoğan Şahinoğlu, Mumcu’ya yakın koruma verildiğini, “ancak bir müddet önce Mumcu’nun kendi isteği ile korumadan sarfü – nazar ettiğini” belirtirken, “Buna rağmen evinin bulunduğu bölgede 2 polis noktası hizmete geçirilmiş, ayrıca bu bölge gayri muayyen saatlerde motorlu devriyelerle de kontrol altında tutuluyordu” diyordu. (25 Ocak 1993 – Cumhuriyet)
Şahinoğlu bu sözleri sarf ediyordu ama, Karlı sokaktaki polis noktasında bekleyen polisler ve Çevik Kuvvet mensupları, ne Mumcu’nun nerede oturduğunu, ne de hangi arabayı kullandığını hiç mi hiç bilmiyorlardı.
Tunus Büyükelçiliği önünde dönüşümlü olarak sekizer saat nöbet tutan polis memurları Ahmet Tilav, Kemal Akgün ve Remzi Kahraman sanki ağız birliği etmişçesine olaydan sonra alınan ifadelerinde şöyle diyorlardı:
-Ahmet Tilav: Ben öldürülen Uğur Mumcu’nun o tarihe kadar, o yerde ikamet ettiğini bilmiyordum. Zaten korumuş olduğum elçilikle evin arası 60 metre. Bulunduğumuz yer itibariyle Türkiye’deki üst düzey bürokrat ve yabancı misyon şeflerinin ikamet etmesi sebebiyle ancak bir mekan takımından veya belli bir yaş grubundaki şüpheli gördüğümüz şahısları telefonla veya telsizle merkeze ve Şube Grup Amirliği’ne bildiriyorduk. Uğur Mumcu’nun evinin ve otosunun korunması yönünde tarafıma şubece herhangi bir talimat verilmedi.
-Remzi Kahraman: Bana Uğur Mumcu’nun evinin, arabasının korunması hakkında herhangi bir talimat verilmedi. Ben olay oluncaya kadar Uğur Mumcu’nun orada oturduğunu da bilmiyordum. Şayet bana bu hususta talimat vermiş olsalardı, bahse konu yerde, yani Uğur Mumcu’nun 60 metre ilerdeki evini de gözaltına alırdık.
-Kemal Akgün: Uğur Mumcu’nun o tarihe kadar o yerde ikamet ettiğini bilmiyordum. Zaten korumuş olduğum elçilikle evin arası 60 metre. Uğur Mumcu’nun evinin ve otosunun korunması yönünde tarafıma şubece herhangi bir talimat verilmedi. Verilmemiş dahi olsa, polis olarak şüphelendiğimiz kişileri yukarda söylediğim gibi yakalar ve ilgili mercilere teslim ederim. (Belge – 5 : İfadelerin tam metni)
FARLAR AÇIK
POLİSLER UYUYOR
23 Ocak’ı 24 Ocak’a bağlayan gece yarısı saat 02.00’de ise Karlı Sokakta değişik araçlar farları açık park halinde beklerken, polis noktasındaki memur, sanki olağandışı bir şey yokmuşcasına rahattı.
Mumcu ile aynı apartmanda oturan DYP’nin eski Ankara İl Başkanı Yunus Ertekin saat 02.00’de bir ziyaretten evine dönerken Karlı sokaktaki garipliği fark etti. Kendisine de yönelik olası bir suikastten ürken Ertekin, Karlı sokağa girdiğinde, kendisinin ve Mumcu’nun oturduğu apartmanın çevresinde park halinde ancak farları açık üç araç gördü. Araçlardan biri 65 nolu apartmanın tam karşısındaki su deposunun önündeki boşlukta, sokağa dik olarak park halinde beklerken, farları ile Mumcu’nun oturduğu apartman girişini aydınlatıyordu. Bir diğer araç sokağın sağ girişini, polis noktasının hemen önünde park eden bir başka araç ise sokağın sol girişini kontrol edecek şekilde farları açık bekliyordu.
Ertekin, 22 Şubat 1993 günü olayla ilgili olarak verdiği ifadesinde o geceyi şöyle anlatıyordu:
“Her zaman park etmiş bulunduğum polis noktasına yaklaştığım sırada polis noktasının önünde farları yanık, çalışır vaziyette araç olduğunu görünce bir dakikaya yakın yol ortasında bekledim. O sırada çocuğum arabadan inmek üzereydi ki inmemesini söyleyerek bir an tedirgin oldum. Tedirgin oluşumun nedeni DYP Ankara İl Başkanı oluşum, birkaç defa il binasına teröristlerle ilgili kişilerin gelip 7 – 8 saate yakın il binasından çıkmamaları, bizleri tedirgin etmeleridir. Bu hususta Ankara Emniyet Müdürümüzün, ‘kendine dikkat et, bunların ne yapacağı belli olmaz’ demesinden kaynaklanmaktadır. Oradaki tedirginliğim bu husustan kaynaklanmaktadır.
Otonun içinde beklerken, daha önce söylemiş olduğum otonun dışında 2 otonun daha farları yanık, tahminime göre çalışır vaziyette idi. Otonun biri süt beyaz renkte olup, diğerinin karanlıkta görebildiğim kadarıyla metalik gri, üçüncü otonun rengi hususunda şu anda herhangi birşey söyleyemeyeceğim, ama her 3 otonun içinde de 3’er kişi olduğunu gördüm. Bu kişilerin hepsinin erkek oluşları beni ürkütmüştür. Otonun birisi Kartal veya Doğan olabilir, 2. oto gri Mazda – Tempra – Concord olabilir, 3. otonun markazı hususunda birşey söyleyemeyeceğim. Otodan inip eve gireceğim sırada polis noktası istikametinden Renault – 12 marka bir araç (mavi renkte) patlama noktasının 10 metre, taksi durağının yakınına park ettiğini gördüm.” (Belge – 6 : Yunus Ertekin’in ifade tutanağı)
Ertekin sokağa girdiğinde durumu fark edince polis noktasının hemen karşısına park ederken, üç araba da bir anda sokaktan uzaklaştılar. Mumcu’nun evini kontrol için Karlı sokakta hizmete sokulan 2 polis noktasında bekleyen polisler de, “gayri muayyen saatlerde sokakta motorlu devriye görevi ile kontrol yapan araçlar da”, Ertekin’in saptadığı bu garipliği fark edemediler!..
BUZLU CAMLAR
Gariplikler o kadar çoktu ki, Karlı sokağın sağ girişinde 65 nolu apartmana yine yaklaşık 20 metre mesafedeki taksi durağının Mumcu’ların evine ya da sokağın sol girişine bakan pencereleri, bir süre önce buzlu camla kaplanmıştı. Kimilerinin anlatımlarına göre, 1992’nin sonbaharında yanlızca bu yöne bakan camların buzlu cam olması istemi, Mumcu’nun apartman komşusu Ömer Çiftçi’den gelmişti.
Gerçi Çiftçi bunu yalanlıyordu. Ama taksi şoförleri durağın bu yöne bakan camlarının buzlu cam olması isteğinin, Karlı sokaktaki 63 nolu apartmanda, girişin bir altında oturan Ömer Çiftçi’den geldiğinden emindiler.
Şimdi tarafların ifadelerinden bu olayı aydınlatmaya çalışalım.
Yer :TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu. Bilgisine başvurulacak kişi eski sendikacı, eski milletvekili Ömer Çiftçi. Başkan Sadık Avundukluoğlu’nun açış konuşmasından sonra sözü Çiftçi alıyor:
“Öncelikle izin verirseniz taksi durağından başlamak istiyorum. Taksi durağı Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden birkaç yıl evvel, tam net olarak tarihini hatırlamıyorum, sanıyorum ki, ekim – kasım aylarında kuruldu. Kuruluş aşamasında, o apartmana en son taşınan şu anda oturanlar da dahil benim. Seçimlerden sonra lojmandan oraya taşındım, kendi evim. Apartmanda oturan bayanlar, eşime ve apartman yöneticisine, bu taksi durağı yapılırsa yazın bahçede oturamayacaklarını, bahçede banklar var, oturamayacaklarını, rahatsız olacaklarını, şoförlerden rahatsız olacakları düşüncesiyle bu durağın yapılmasının engellenmesini istediler.
Neden benden istenildi? Politik durumumdan dolayı istenildi. Yani Çankaya Belediye Başkanı ve Şoförler Derneği’ni ben açıkça tanıyordum, bu nedenle talepte bulunuldu. Gerçekten de hemen sokağın bir alt başında bir başka taksi durağı var, yakın, daha sonra öğrendiğim kadarıyla bu işle ilgilenirken, iki taksi durağının arasında yönetmeliğe göre kurulabilmesi için 500 metre gibi bir mesafenin olması gerekiyormuş. Oradaki mesafe 200 – 250 metre civarında. Aynı talebi taksi durağının kuruluşuna karşı çıkılması talebini Uğur Mumcu’nun apartmanında oturanlar da Uğur Mumcu’ya iletmişler. Ben gerek Çankaya Belediye Başkanı’na, gerekse Şoförler Derneği yöneticilerine, yönetmeliğe aykırı olduğunu, kurulmaması gerektiği konusunda görüşlerimi bildirdim ve gerçekten de engellendi. Daha sonra sayın Mumcu bana telefon etti ve dedi ki, ‘Sayın Çiftçi, bu durağı kurmak isteyenler benim hemşehrilerim, yani Kırşehir’liler, sizin de çoğunlukla partililerinizmiş, çok kişi araya girdi, ekmek meselesidir, boşver ilgilenme’ dedi. Ben de ‘bana göre birşey yok’ dedim. Çok fazla da üzerinde ısrarla da durmamıştım. Uğur Mumcu, Çankaya Belediye Başkanı Doğan Taşdelen’e aynı şekilde şikayetimizden vazgeçtiğimize dair söylemiş.
Zaman geçti aradan taksi durağı kuruldu. Benim taksi durağı ile ilgili durumum bu. Buzlu cam takılmış, daha sonra EP Dergisi’nde çıktıktan sonra gerçekten dikkat ettim, buzlu cam orası. Yani Uğur Mumcu’nun katledildiğinde dahi benim dikkatimi çekmemişti. Çünkü aracım var, biniyorum, gece geç geliyorum, sabah çıkıyorum, bakmadım. EP Dergisi’nde çıktıktan sonra buzlu cam olduğunu gördüm. Gittim baktım; fakat ilginç birşey, şu anda yıkıldı, eğer incelenmiş olsaydı, ki incelenmiş emniyetçe , daha sonra öğrendim. Orada bir su deposu, Uğur Mumcu’nun arabasını park ettiği yerde bir su deposu, belediyenin su deposu var. Taksi durağının kurulduğu yerde, yani şu anda olduğu yerde önünde taksi durağını örten bir duvar var. Yani Uğur Mumcu’nun arabasını park ettiği veya bizlerin arabamızı zaman zaman park ettiğimiz yeri, o taksi durağından isteseniz de, baksanız da kapının önüne çıksanız dahi görmeniz mümkün değil.
Ayrıca buzlu camı benim taktırmam için bir neden yok, şunun için neden yok. Benim evim taksi durağını görmez, taksi durağı da benim evimi görmez. Ayrıca işi başka tarafından düşünüyorum, taktırsam dahi, diyelim ki, eşimi kıskandım, çocuğumu kıskandım, komşumu kıskandım ki, böyle bir bilgim yok.” (İfade bozuklukları, konuşmaların metne tam olarak yansıtılmasından kaynaklanıyor)
Çiftçi bunları söylerken, Yeni Köroğlu Taksi Durağı’nın Başkanı Seyfi Karahan ise tam tersi görüşleri dile getiriyordu. Karahan, 26.Şubat.1993’de Ankara Emniyeti’nde verdiği ifadesinde bu konuda olayın gelişimini şöyle anlatıyordu:
“Taksi durağında 25 taksi gece ve gündüz hizmet vermektedir. Gece çalışan şoförler gündüz istirahat ederler. Münavebeli olarak çalışmaktadılar. Bu taksi durağı buraya kurulurken, Karlı sokakta ikamet etmekte olan Ömer Çiftçi isimli şahsın karşı çıkması ile bu durağın kurulması biraz problemli olmuş, daha sonra Şoförler Cemiyeti’nden gelenler bu Ömer Çiftçi isimli şahsı ikna etmişler. Ömer Çiftçi isimli şahıs, duraktan karşı tarafta bulunan binalardaki balkoların ve evlerin görünmesi nedeniyle camların buzlu cam ve perdeli olması halinde kurulabileceği yolunda fikir beyan etmesi üzerine, bu fikirde Şoförler Cemiyeti tarafından kabul edildi ve tespit tutanağında belirtildiği gibi, durak barakasının girişte sol tarafı ve karşı tarafı görülmeyecek şekilde buzlu cam kapatıldı. O tarihten bu yana da aynı şekilde buzlu camla kapalıdır.” (Belge – 7 :Seyfi Karahan’ın ifade tutanağı)
Kimin doğru söylediği zihinleri kurcalarken olayı bir de TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu tutanaklarından, Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’dan dinliyoruz:
“Daha önce basına da yansımıştı, bu taksi durağı meselesi var, camları konusu. Bu taksi durağı buraya kurulduğu zaman, yani bahardı sanıyorum kurulması, yanılabilirim tam şeyinde, ama Uğur çok mutlu oldu taksi durağı o köşeye kurulduğu için. Çünkü ne de olsa bir hareketlilik, bu sokağın bir başında taksi durağı vardır bizim, bir de bu başa kurulduğu zaman.
Önce genelde bir istememe söz konusu oldu. Ve Uğur kurulmasının daha uygun olacağını ve sokağın emniyeti açısından 24 saat ışıklı ve devamlı insanların bulunmasının belli konuda belki bir koruyuculuk oluşturabileceğini düşünerek kurulmasını arzu etmişti.
Gene Ömer Çiftçi bey, bu taksi durağının kurulmasına karşı çıktı. Taksi durağında çalışanlar Ömer beye gidip, ‘Ömer bey, niçin bu taksi durağının kurulmasına karşı çıkıyorsunuz? Lütfen…Burada kurulsun, yani niçirn, bu ekmeğimiz burada olsun ve bu semt bunu kaldırabilir, bu taksi durağını’ dediği zaman Ömer bey, ‘Tamam kurulsun, yalnız bu tarafa bakan kısımlarınıza buzlu cam koyarsanız olur “…
Başkan – Sizin apartmana bakan tarafı mı?
Güldal Mumcu – Evet. Ömer Çiftçi’nin evi caddeye bakmıyor, aşağıda bir kat altta. Uğur’un çalışma yerine ve yandan öbür boş arsaya bakıyor….” (İfade bozuklukları, konuşmanın tam olarak metne yansıtılmasından kaynaklanıyor)
Geceyarısı polis noktasının hemen önünde farları açık park halinde araçlar, taksi durağında Mumcu’ların evini gören camların buzlu camla değiştirilmesi ve olay günü Mumcu’nun evinden çıkıp çıkmayacağına ilişkin sorular! Bir dizi tesadüfler!
Mumcu, bu raslantılar zincirinde 24 Ocak 1993 Pazar günü yaşama veda etti. Onu tanıyan tanımayan, yazılarını okuyan okumayan, belki de yaşamlarında bir kez olsun yüzünü bile görmeyen, elini bile sıkmayan yüzbinler uğurlandı son yolculuğuna. Ellerinde birer karanfil, dudaklarında bir türkü:
“Yiğidim, aslanım burada yatıyor…”
DEVLETİN RANTI
Mumcu, 27 Ocak Çarşamba günü yüzbinlerin “Uğur’lar ölmez”, “Katiller bulunsun, hesap sorulsun”, “Türkiye İran olmayacak”, “Mumcu’nun katili kontrgerilla”, “Mollalar İran’a” sloganları ile Ankara’da toprağa verildi. Yalnız Ankara mı ayağa kalktı o gün? İstanbul, İzmir, Antalya, Adana ve birçok ilde kitlesel gösteriler ve saygı yürüyüşleri yapıldı.
Devlet bir zamanların “Sakıncalı Piyadesi” için tüm olanaklarını seferber etti. Öyle ki, 24 Ocak günü ana haber bülteninde suikasti ve sonrası gelişmeleri 43 dakika veren TRT’de birbiri ardına Mumcu ve Kemalist görüşü içeren programlar yer aldı. Mumcu’nun cenaze töreninin bir bölümü de yine aynı TRT ekranlarından naklen yayınlandı. Radyolardan yürüyüşlere çağrılar yapıldı. Tepkisiz toplumun büyük bir kesmi, yakın tarihin en büyük tepkisini gösteriyordu. Devlet, Atatürkçülüğün yılmaz savunucusu Mumcu’nun ölümüyle sanki bir mirastan kendi payına düşen rantı yiyordu.
Atatürkçü, laik ve Kemalist kesim kitleler halinde tepkinin merkezini oluşturuyordu. Doğaldı, çünkü Mumcu laiklik ve Atatürkçülük konusunda taviz vermeyen bir yazardı. Ama aynı zamanda sosyalistti. Devlet Mumcu’nun bu özelliğini tamamen gözardı ederken, laik, Atatürkçü ve sosyalist tepki yollara dökülüyordu. Bu belki de, Türkiye’nin yakın bir gelecekte, üç kez yaşanan, ama son dönemde “unutulan” yeni bir siyasi hareketlenmeye gidebileceğinin de bir göstergesi miydi? İşte en önemli soru buydu.
Koalisyon hükümetini belki de sevindiren bir “milli birlik” havası yaşanıyordu. Ve tüm gözler İran ile terörist şeriatçi gruplar üzerindeydi. Zaten Mumcu’nun ölümünden sonra gazeteleri ve bazı televizyon kanallarını arayanlar, eylemi İslami Kurtuluş, İslami Hareket, IBDA – C adlı örgütler adına ayrı ayrı üstlenmişlerdi. Sanki toplumda bir laik – antilaik ayrımı yaratılmak isteniyordu. Dönemin Genelkurmay Baskanı Orgeneral Doğan Güreş olay sonrasında Anayasa Mahkemesi Başkani Yekta Güngör Özden’i makamında ziyaret ediyor ve şu sözleri söylüyordu:
“Türk ordusu arkanızdadır. Sonuna kadar destekçiniziz. Hiçbir şeyden çekinmeyin. Üniversite gençliğine bakın. Her geçen gün Atatürkçü sayısı artıyor. Atatürk, laik cumhuriyeti kurmuştur. Bu çizgiden sapma olmaz. Bunu devlet de, hükümet de, asker de söylüyor. Bunda mutabıkız. Ben de, her zaman dua ederim. Hepimiz müslümanız. Ama müslümanlıkta öldürme olmaz.”
Toplum sanki birtakım güç odaklarınca bir kutuplaşmaya çekilmek istenir gibiydi. Bir dönemde SSCB’yi çökertmek için gerçekleştirilen yeşil kuşak projesinin ürünü olan İran’daki Mollalar düzenini belki de, dünyanın tek patronu tasfiye hareketini başlatmıştı? Ogünlerin ve sonrasındaki gelişmelerin bu yorumu haklı çırakacak gelişmelerle dolu olduğu unutulmaması gereken bir gerçekti çünkü.
Bunun için de senaryo hazırlanmış, roller de belirlenmiş, dağıtılmıştı. İşte bu gerçeğe Mumcu’nun tanıdığı üst düzey bir askeri yetkili şu sözlerle parmak basıyordu.
“Bu olay neleri biraraya getirdi. Laikliği, Atatürkçülüğü ve bölünmezliği savunanları. Kimdir bunlar? Yani hangi gruplardır? Bu gruplardan hangisini harekete geçirmek amaçtır? Neden ölüm şekli bu yöntem? Ne harekete geçirilmek isteniyor? Devletin bu işle ilgisi olamaz. Bir de olay sürekli olarak İran yanlsı dinci örgütler üzerine kurduruluyor. Bu arada basına da dinci örgütlerle ilgili pompalama yapılıyor. Bence olay bunlarla bağlantılı değil. Buna askerlikte örtülü harekat denilir. İşin içinde başka güçler var.”
Dönemin Cumhurbaşkani Turgut Özal ise, ABD’den yaptğı açıklamada, bir takım güçlerin Türkiye ile İran’ı karşı karşıya getirmeyi amaçladığını belirtirken, MIT’e yönelik olarak da şu eleştiriyi getiriyordu:
“İran’la ilgili iddiaları Türkiye’nin gizli servisi MIT ortaya atıyor. Buradaki kişiler hem birşeyler yapıyor gözükmek hem de, para kazanmak için bunu yapıyor…” (Ocak 1993- Gazeteler)
Evet, oyun iyi tezgahlanmıştı. Laik ve antilaik güçler gerçekten karşı karşıya getiriliyordu. Sonrasında yaşanan ve Sivas’ta 37 aydının diri diri yakılmasıyla sonuçlanan olaylar, arkasından gelen ve toplumda belirli ölçülerde atılan tepki tohumlarının uç vermesinin delili olan İstanbul Gaziosmanpaşa olayları hep aynı oyun yazarının kaleminden çıkmış versiyonlar değil miydi acaba?
Devletin kendi içinde bir hesaplaşma da yaşanıyordu. JİTEM kurucularından emekli binbaşı Ahmet Cem Ersever, Suriye İstihbaratı’ndan arkadaşı Mahsune Dgaube ve Mustafa Deniz öldürülürken cesetleri Ankara’yı çevreleyen üç ayrı noktada bulunuyordu. Başbakan Tansu Çiller’in bu ölümlere ilişkin değerlendirmesi de oldukça ilginçti:
-Kendi iç hesaplaşmaları.
Bu cinayetler Türkiye’de yeni bir “modayı” başlatıyordu. “Babalar” birbiri ardına öldürülürken, her ne hikmetse cesetler hep otoyollar civarında bulunuyordu.
Evet, bir iç hesaplaşma var gibiyidi. Ancak, bu hesaplaşmada devlet ya da devlet içindeki kimi odaklar taraf mıydı? Onlardan bazıları girdikleri karanlık ilişkileri bu yollarla mı gizlemeye çabalıyorlardı acaba? Geçmişin eli kanlı ülkücü teröristleri, yeni dönemin itirafçı infazcılarıyla birlikte omuz omuza kimin için ve neye karşı mücadele veriyordu? Devlet kimlerin elinde kime karşı kullanılıyordu? Bu soruların yanıtlarının Mumcu suikastinin çözümünde büyük faydası bulunuyor.
N A M U S B O R C U
Mumcu’nun ölümüyle oluşan “milli birlik ve beraberlik” havası içinde hükümet yetkilileri suikasti aydınlatmayı “bir namus borcu” (!) olarak gördüklerini açıkladılar. Dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, yine dönemin İçişleraşaması
olarak bu dört safayı strateji olarak belirleyen örgüt elemanları belirledikleri bu aşamalardan :
1) Çekirdek kadrosunun oluşumu ( 3-4 yıl)
2) Eski düzen ile yeni düzen arasındaki çatışmalar (8-9 yıl)
3) İslam devletinin oluşumu ve silahla savaş(10 yıl)
safhalarının gerçekleşeceğini ileri sürerek bu planların çerçevesinde Yalova ve İstanbul’da toplantı yapmışlardır. En son olarak da 26 Mayıs 1992 tarihinde İstanbul ili Yalova ilçesi Karamürsel Yolaltı’ndaki Pınar setesinde Genel Kurul Toplantısı yaptıkları bu toplantıya 25 üyenin katıldığı, toplantıya katılan Genel Şura Üyeleri’nin isimleriyle Yasama ve İcra Şura üyelerinin isimleri daha önce 23. 01. 1993 tarihinde örgütle ilgili operasyon başlatılmış, 8 Şubat 1994 tarihinde örgüt militanları ile ilgili hazırlanan tahkikat evrakında yasama şurasına seçilenler ve icra şurasına seçilenler liste halinde bildirilmiş , olayla ilgili tahkikat evrakı makamınızın aynı tarih ve hazırlık 1993/112 sayısına kayden işlem görmüştür.
Bu defa örgütün imamı olan ve halen firarda bulunan Mesut kod adlı İrfan Çağrıcı operasyonlarda darbe yiyen örgütü yeniden hayata geçirmek üzere illegal olarak faaliyete geçmiş olup, örgütün amaç, ilke , hedef, örgütün yapısı, metodu, meselelere bakışı, ekonomi görüşü, politikası, şiarlar ile ihtilaf konularını bir tüzük şekline dönüştürerek aşağıda izah edildiği şekilde yeniden yapılanmasını oluşturmuştur.
İSLAMİ HAREKET ÖRGÜTÜ’NÜN TÜZÜĞÜ
1) AMAÇ:
İslami inanç edinmenin yüklediği sorumlulukları yerine getirmek, bu sorumlluklarda ancak islamın gerekli kıldığı bir hareket amacıyla gerçekleşebilir tezini ileri sürerek hareketin amacı olarak da islam dininin hakimiyeti hedefine dayalı olarak islamın sıhhatli anlaşılması, bu anlayışla bütünleşen yeterli ehil kadrolarının oluşturulması ve eleman yetiştirilmesi , bundan hareketle islamın tabiyatının kaçınılmaz neticesi olan cahiliye düzeni ile yapılacak mücadeleye hazırlanmak olarak belirlenmiştir.
2) İLKELER
1- Meselelerin bütünlükle Kuran ve sünnete bağlılık
2- İstişare
3- Tavizssizlik
4- Mahremiyet
a- Özeli aşan her şey mahremdir
b- Cemaat bütünüyle mahremdir
c- Bilinmesi gerektiği kadar bilmek
d- Mahremiyet mesuliyetlerle kayıtlıdır
5) Silahlı mücadele
6) Ümmet anlayışı
7) Bağımsızlık
3) HEDEFLER
Aşağıdaki hususlar islam ve güç nispetinde gerçekleştirilmeye çalışılır.
1- Fikri temelde bir mücadele için çalışma
a- Kapsayıcı bir kültür ve eğitim programı
b- Eğitim kurumlarının tesisi
c- Gereken sahalarda profesyoneleleman yetiştirmek
d- Askeri alanda gerekli hazırlık ve eğitimi gerçekleştirmek
2- Bulunan coğrafyada islami mücadelenen tek önderliğe bağlı bir hareket olarak oluşumunu sağlamak
3- Dünya müslümanları ile irtibat ve dayanışma
4- Dava, süreç itibariyle en özlü şekliyle bütün insanlara götürülür.
HAREKETİN YAPISI
1- Yapılanma:
Yasama şurası, imam, imama bağlı icra şurası, icra şurasına bağlı mesuliyet şuraları, bunlara bağlı alt sorumluluklar ile şekillenir.
Hareket tarafından benimsenen örgütlenme , çalışma şekli çerçevesinde mesuliyetler icra şurasına bağlı olarak işlem görür.İcra şurası bölge şuralarını, bölge şuraları icra şurası ile istişare ederek mahalli şuraları, mahalli şuralar bölge şuraları ile istişare ederek alt sorumlulukları belirleyip tayin eder. Her sorumluluk bir alt sorumluları belirlemede , bir üst sorumluluğun onayını alır.
2- Seçim:
İcra yönünden etkin sorumluluğa ve işlevi bulunan hareket elemanları ( Ön belirleme ve bildirimle) bir toplantı ( Kongre) aracılığıyla bir araya gelir. Yasama şurasını seçerler. Yasama şurası imamı belirler ( Tayin eder).İmam yasama şurasından ( Veya yasama şurasının) belirlediği kişilerle icra şurasını oluşturur. Yasama ve icra şurası elemanları sayısı ihtiyaca göre belirlenir. İdari yapının seçimi hakkında en az bölge sorumluluğu düzeyinde yetkili bulunan beş elemanın ortak teklifi ile öneriler gündeme alınır. Seçim kararı halinde seçim gerçekleşinceye kadar gerekli işlerin takibi ve kontrolü için bir heyet görevlendirilir.
3-Yasama şurası:
a- Yetki:
1- Yasama şurası seçim bölümünde belirtilen usul ile teşekkül eder.
2- Hareketin esas ilke ve hedeflerinde bağlı kalacağı hususları belirler.
3- Yasama yetkisi yasama şurasına aittir.
4- İstişare hareketi esas planda ilgilendiren konularda olacaktar.
b- Karar:
1- Yasama şurasında çoğunluğun kararı geçerlidir.
2- Görüşler eşit olduğunda imamın bulunduğu tarafın görüşü geçerlidir.
3- Şura tasdik makamı değil müzakere makamıdır.
4- İstişarede bulunanları aşan meselelerde ehline, kaynaklara müracat edilir.
5- Muvafık fikirler kadar muhalif fikirler de dinlenmelidir.
6- Hakkında hüküm bulunan meselelerde istişare yoktur.
4- İmam ve İcra şurası:
a- Yetki:
1- İcra şurası seçim bölümündeki usul ile teşekkül eder.
2- İçra yetkisi icra şurasına aittir.
3- Genel icrai mesuliyeti ilgilendiren işleri düzenleme ve tasarrufta bulunma hussunda imam tam yetkiye sahiptir.
4- İstişare sonucunda imam çoğunluğun görüşüne uymak zorunda değildir. Kararverme (Son sözü söyleme yetkisi imama aittir)
5- İmamın bulunmadığı halllerde görevlendireceği şahıs yetkilidur.
6- İmam şartlara ve konuma göre genel ihtiyaçlar için belli miktar maddiyatı tasarruf yetkisine sahiptir.
b- Karar:
1- İcra şurası sorumluluklarını yerine getirirken benimsenen anlayış çerçevesinde ve yasama şurasının belirlediği esaslara bağlı kalır.
2- Görev ehil olana verilir.
3- Bütün meseleler en ince noktasına kadar icra şurasına açıklanmalı.
4- İslama muhalif olmadıkça alınan kararlara uymalıdır.
5- Mesuliyet şuraları:
a- Yetki:
1- Mesuliyet şuraları seçim maddesindeki usul ile teşekkül eder.
2- Mesuliyet ( Bölge, birim, mahalli) şuraları, kendi mesuliyetindeki işleri düzenleme ve tasarrufta bulunma, gerek ilgi ve gerek bağlı elemanların seviye ve yetkilerini belirlemek amacıyla çeşitli ünvanlarla ( Müsait, nasır, nasir, müntesip) vasıflandırabilirler.
b- Karar.
1- Görev ehil olana verilir.
2- Mesul yetikileri mahallindeki işleri düzenlemeye yetkilidir. Her eleman ( Yetkili bulunmadığında ) karşılaştığı sorunu karara bağlamalıdır.
6- Eleman:
a- İlişki süreci:
Müsatit kabul edilen fert ile onu yapıya kazandırmak için oluşturulan ilişki boyutunun bütünü.
İlişki kurulacak elemanda aranacak hususlar:
1- Dini endişe
2- Bu endişesini bir organizasyon içinde yerine getirme inancı
b- Akid ve biat
Akid: İlişki sürecinde kendileri ile bir yere gelinmiş fertlerle bu ilişkinin daha sağlıklı drevamı için bir düzey ( Statü) oluşturmak akid ile mümkündür. İlişki sürecinin hareket amacı ihsas ettirilerek sürdürülmesi ve akidte belirtilen esaslara bağlılık istenmeli.
Esaslar:
1- İtaat: Temel bağlayıcı esas islamdır. İslam ifadesini kuran ( Ve sabit sünnet) da bulur. Bu nedenle islama aykırı olmayan herşeyde uyum gösterilmeli. İtaatın sınırı islama aykırı olmaması şartıyla sınırlı görülmeli bunun dışında kabul edilmemeli.
2- Mahremiyet: Oluşturulan ilişkiyi ilgilendirir. Ferdi aşan herşey bu çerçevede mütala edilmeli. Meselelerde samimiyet değil ilişki hasıl olmalı. Basit de olsa bir bilgi başkasına aktarılmamalı. İcap etmedikçe bir işten başkasını haberdar etmemek gereklidir.
3- Maddi ve manevi yardım.Bir davanın ancak onun uğrunda gösterilecek fedakarlıklar oranında yürüyebileceği gözönürnde bulundurularak mümkün olan yardımdan kaçınılmamalı verilen sorumlulukları ve görevlerini yerine getirmek infak bulunmak, imkan tedariki için çaba sarfetmek, katılımcı, üretken olmak.
4- İstihbarat. Küçük büyük her görülen ve duyulanı bildirmek, bu tür şeyleri önemsememezlik etmemek kişinin özel hayatı dışında kalan herşey bildirilmeye çalışılmalı. Akid esnasında meskur maddelerin anlaşılması sağlanmalı ve buna kani olunmalı.
Biat:
İlişki süreci sonunda akidli eleman ile cematin resmi üyesi olmak üzere biat yapılır.
Biat Metni:
Sevdiğim ve sevmediğim hususta, darlıkta ve varlıkta, neşeli ve kederli zamanlarımda, bana tercih yapıldığında dinleyip itaat edeceğime, emirlik hususunda EMİR olanla ihtilaf etmeyeceğime, Allah hakkında hiç bir kınayıcının kınamasından korkmayacağıma, cemaatin mahremeyet anlayışına bağlı kalacağıma, gücüm dahilinde bunlar üzerine biat ederim. Biat ettiğim hususlara bağlı kalacağıma Allah adına yemin eder, bu sözleşme ve yemine aykırı davranırsam öncelikle ilahi cezaya islamın cemaata verdiği yetki ve otorite çerçevesinde uygun görülen ceza ile cezalandırılacağımı biliyor, hiç bir baskı ve zorlamaya maruz kalmadan hür irademle kabul ediyorum.
7- Vasıf belirleme:
a- Müsait : İlgilenme ve ilişkiye uygun fert.
b- Nasır: Akid ilişkisiyle bağlı fert.
c- Nasir/ Müntesip: Harekete alma sürecinde bulunan fert.
d- Müntesip: Kendisinden biat alınmış harekete mensup fert.
8- Faaliyet şekli:
1- Birleşme : Siyasi, askeri, tedarukat
2- Legal: vakıf, dernek, yayınevi, kitap klübü, yayıncılık vesaire hareket çalışmalarında bulunandan istifade edebilir.
3- İllegal: istihbarat, askeri ve hertürlü irtibat ve işleyiş.
9- Eleştiri:
1- Yapılacak eleştiri, bulunulan durumun bir muhasebe ve tahlili şeklinde olacak. Geçmişte yapılan hatalar sorun olacak şekilde gündeme getirilip, tenkit edilmeyecek.
2- Elemanların birbirine ve bir üste karşı uyarı ve ikazda bulunmaları ölçü dahilinde esastır.
3- Yapıyla ilgli tenkit ve eleştiriler öneri şeklinde sunulur.
4- Doğru olanı ortaya koyarak yanlışı gösterme planı esas alınmalı.
10- Toplantılar:
1- Altsorumlulukları da kapsayan yıllık bir toplantı yapılır.
2- İcra şurası yılda bir kere bölge şuralarını da kapsayan genel bir muhasebe ve muhakeme için toplanır.
3- Yasama şurası dört ayda bir esas belirleme ve gözden geçirme için.
4- İcra şurası 45 günde bir raporların değerlendirilmesi ve muhasebesi için
5- Alt mesuliyetler ayda bir değerlendirme ve rapor için
6- Üsreler haftada en az bir ders ve sohbet için
7- Olağanüstü durumlarda her zaman toplanılabilir.
METOD
————-
Vahiy kaynaklı islami mücadele süreci 4 aşamadan oluşmaktadır
1- Ouluşum: Mevcut cahili güce mukavemet edecek bir seviyeye gelmek, mukavemet akide temelinde fikir, teşkilatlanma ve teknik donanımda şartlar açısından yeterli hale gelmek.
2- Siyasi : Kimliğn belirgenleşmesi saflaşma ve tağut ( La sürtüşme) akidevi kimliğini belirginleştirememiş bir hareketin neyin savaşını verdiği belli değildir. İslami hareket için kimliğini kazanmak herşeyden daha çok önemlidir
3- Askeri : Tağut yokoluncaya veya yokolununcaya kadar sürecek savaş, müslyümanın savaşı günübirlik bir savaş olmayacağına göre ancak yokolmalarıyla mücadeleleri biter.
Sürecin tabii gidişatında bir ihmalkarlık yoksa muvaffakiyet sünnetüllah gereğidir.
4- Hüküm: Gerekli eleman ve organizasyonunun sağlanması, bunun için özellikle çağın gidişat ve gereksinimini daha önceki devrim hareketlerinin ciddi bir kritiğini yaparak özelde bir taslağın oluşturulması zorunludur.
MESELELERE BAKIŞ
1-Din anlayışı: Dini anlama ve belerlemede ölçü. Dinde temel kaynak sadece kurandır.
a) Esas ve mahiyet olarak belirleyici kaynak Kurandır
b) Kuranın anlaşılmasında meşru vasıtalardan istifade edilebilir
1- Dil ( Arapça)
2- Tefsir ( Kesin kayıtlılık getirmemesi şartıyla)
3- Sebebi hazul bildiren eserler
4- Kuran üzerine yapılan çalışmalar
2- Resulün dindeki yeri
a- Kendisine indirileni tebliğ edici
b- Kendisine indirilendi mücmel olanı beyan edici
c- Amel hususunda önderlik teşkil

PULLU BALIK


Günlerim koşuşturma içinde ve yoğun geçiyor. Her şey iyi de, akşama ne pişirilecek sorusuna haftalık çözüm arıyorum. Çözümü kendi kendine pişen, vakit almayan yemeklerde buluyorum. Çok pratik, kolay ve lezzetli mi, lezzetli balık yapıyorum. Salatayı hazırlayıncaya kadar balıklarımız pişiyor ve zevkle yiyoruz.

 Hayatı kolaylaştıran tarifleri seven ve sağlığına özen gösteren sevgili kuzenim Sema Abla’ya bu tarifi için çok teşekkür ederim.


MALZEMELER

(Kişi başına 1 adet  levrek veya çupra)

  • 3 adet levrek veya çupra (550-600 gr.)
  • 3 adet defne yaprağı
  • 3 yemek kaşığı un
  • Zeytinyağı veya sıvıyağ
  • Deniz tuzu veya tuz


YAPILIŞI

  1. Balıkçınıza levrek veya çupraların pullunu temizletmeyin; sadece içini (karnını) temizletin.
  2. Fırınınızı 200 C’de ısıtın.
  3. Balıkları iyice yıkayın ve tuzlayın. Önce balıkları unlayın, sonra yağlayın. Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine yerleştirin. 
  4. Karın kısımlarına da birer adet defne yaprağı yerleştirin.
  5. Hazırladığınız balıkları fırında 45-50 dk. pişirin. 
  6. Fırından aldığınız balıkları sıcak halde bekletmeden sunun. 





kepekli saclar icin sac maskelerisuna dumankaya%e2%80%99dan


Kepekli Saçlar İçin Saç Maskeleri,Suna Dumankaya’dan Gönderen:bebu , Kategori: GÜZELLİK BAKIM Etiketler : bakımlı saçlar için püf noktaları,Kepekli Saç için Maske,Kepekli saçlar,saç bakım maskeleri.,Saç bakımı , 25/6/2010

Kepekli Saçlar için ne yapılır? Kepekli Saç Bakımı nasıl yapılır? Saçlardaki kepek nasıl yok edilir? Kepekli Saçlar için bitkisel çözüm nedir? Suna Dumankaya Kepekli Saçlar için Maske ve Tonik öneriyor.

Kepekli Saçların en iyi ilacı susam yağıdır. Susam yağı E vitamini içerdiği için özellikle saç dipleri için çok faydalıdır.

Kepekli Saç için Maske

1 tatlı kaşığı deniz tuzu,

1 çorba kaşığı elma sirkesi,

1 çay kaşığı bira mayası,

karıştırın, bu karışımı saç diplerine yedirerek sürün. En az 1, 2 saat streç film sararak bekletin. Saçınıza uygun şampuanla yıkayın. Bu karışımın faydasını göreceksiniz.

Kepekli Saç için Saç Toniği,

1 tutam meşe kökü,

1 tutam lavanta,

1 tutam papatya,

1 tutam biberiye,

500 gram kaynar suda çay gibi demleyip saç dibine sürebiliriz. Durulamanıza hiç gerek yok. Bu karışım da, saç dibindeki kepeği, yağı dengeler.

Şampuanların saça fazla zarar vermemesi için şampuanın içine biraz su katıp kullanmamızda yarar var.

risperdalsiz olmuyor


risperdalsiz olmuyor

28/4/2011

Benim Ahmet YILMAZ adında 2003 doğumlu oğlum var. A Tipik Otizm teşhisi konuldu. Aşırı davranış bozukluğu gösteriyor. Bu bahar ayında artış gösteriyor. 1 yıldır Risperdal kullanıyoruz. İlköğretim 1.Sınıfa gidiyor. İlk dönem sonunda okumayı öğrettim. Okulda verilen ödevleri evde yaptırmaya çalışıyorum. Okulda hiç bir şey yapmıyor. Defterleri bomboş. Yazması kötü ama onu da 5-6 ay içinde aşıcağımı düşünüyorum. Matematiği çok kötü. Nasıl matematik öğreteceğimi bilemiyorum. Balık yağı kullanıyorum. B vitamini kullanıyorum.Bir ara Gulutensiz diyette denedim. Ancak aşırı zayıfladığı için bıraktık. Özel eğitim alıyor ancak özel eğitimde okuma-yazma çalışmaları yapıyor farklı bir şey yok. Birde refleksolojiye başladık 2 aydır. Onunda bir faydasını görmedim. Aşırı takıntıları oluyor zaman zaman mesela yediğimiz bir şeyi çıkar ağzından diye ısrar ediyor. Elini ağzımıza sokmaya çalışıyor. Bizim için önerebileceğiniz bir şey varmı.Risperdalı ne kadar süre daha kullanacağız. Risperdalın şişesinde dibinde az kalmış biz şırınganın çektiğini zannediyorduk. Ancak şırıngaya ilacın çekmediğini farkettik. Çocuğun ilacı alamama sürecinde davranış bozukluklarının arttığını gözlemledik. Bize herhangi bir tavsiyeniz varmı . Teşekkürler

nondozzzzz university of mysore india


nondozzzzz university of mysore india
wahitimu katika screen
nondozzzzz university of mysore indiamgeni rasmi ambaye ni mkuu wa chuo cha sahada ya sheria
nondozzzzz university of mysore indiawazazi pia walifika katika kuwapongera wanao
nondozzzzz university of mysore indiajames akhabuhaya pia alikua mojawapo ya waitimu
nondozzzzz university of mysore indiaWahitimu katika picha ya pamoja na wageni rasmi baada ya kupokea vyeti vyao vya kuhitimu shahada ya degree katika kozi mbalimbali ikiwemo sheria.b.com,b.a.na bbm kati yao kuna waliomaliza miaka mitano na wengine miaka minne kutokana na muda wa kusoma kozi hizo jumamosi ya tar.10 april 2010
sikukosekana pia katika kuwapongeza wahitimu
nondozzzzz university of mysore indiamwinga mungwe akisoma majina ya wahitimu tayari kupokea vyeti,kulia ni mmoja wa wazazi waliofika katika mahafali hayo
nondozzzzz university of mysore india
nondozzzzz university of mysore india
nondozzzzz university of mysore india
nondozzzzz university of mysore india
picha ya pamoja katika ngazi za chuo

muz pudingli kek


Kategori: KEKLER VE MUFFINLER

muz pudingli kek

COK LEZZETLI HATTA ERTESI GUNE KALDIGINDA BILE LEZZETINE LEZZET KATAN BIR KEK CESIDI

TEK DIYCEM DENEYIN:))

MALZEMELER:

3-yumurta

1 su b.-seker

1 cay b.-sivi yag

1 cay b.-ilik süt

1 p.-muzlu puding ( veya evinizde hangisi varsa )

1p.-kabartma tozu

2 veya 2,5 su b.-elenmis un

YAPILISI:

YAPILISI HERZAMAN YAPTIGIMIZ KEKLER GIBI

YINE MALZEME SIRASINA GORE HEPSINI GUZELCE CIRPIP HAMURUMUZU YAGLANMIS VE UNLANMIS KEK KALIBIMIZA DOKUP 175 C FIRINDA PISIRIYORUZ

YAPACAK OLAN ARKADASLARA KOLAY GELSIN VE AFIYET OLSUN:)

DIGER KEK TARIFLERIMI DE GORMEK ICIN LUTFEN
BURAYA TIK TIK…
EMIN OLUN PISMAN OLMAZSINIZ:))

muz pudingli kek

BERAT KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN


berat kandiliniz mubarek olsun 1